|
Yoldaş Koçero
TÜSTAV İktisadi İşletmesi Yayınları, Sarı Defter - 20
Temmuz 2011
224 sayfa
TANITIM YAZISI
Müslüm Üzülmez'in Yoldaş Koçero isimli kitabı, TÜSTAV (Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı) İktisadi İşletmesi Sarı Defter dizisi 20. Kitabı olarak Temmuz 2011'de yayımlandı.
"Düne takılıp kalmadım/Dünü de hiç unutmadım" diye başlayan bu kitabında Üzülmez bizleri, 1965 yıllarında Ergani'de başlayan ve 1990 yılların da TBKP (Türkiye Birleşik Komünist Partisi) ye kadar süren politik mücadelesi içinde bir yolculuğa çıkarıyor.
Kitabın Sunu bölümünde; " Koçero, TKP (Türkiye Komünist Partisi) de benim parti ismimdir. Ve Koçero isminin kitaba denk düştüğünü düşünerek hayat hikâyeme Yoldaş Koçero ismini verdim.
Kitapta kendimi, tanıdığım insanları, mekânları ve yaşadıklarımı fazla politik mevzulara dalmadan, kırmadan, dökmeden, üstünü örtmeden, kimseyi övmeden ve yermeden kendi algılarıma göre mümkün olduğunca tarafsız kalmaya çalışarak yerel ölçekte komünistleri ve mücadelelerini anlatmaya çalıştım. Yazılanlara bir anlamda tarih denemesi demek doğru mudur? Bilemiyorum" diyor.
Kitapta bölüm başlarında, gerek Müslüm Üzülmez'in ve gerekse başka şairlerin dizelerine rastlıyoruz. Türkiye sosyal hareketinin en hareketli olduğu bu zaman diliminde Türk ve Kürt sosyalist hareketinin önde gelen liderleri, bu mücadele içinde yaşamını yitiren kavga arkadaşlarını görmek mümkün.
Diyarbakır'da politik faaliyetini sürdüren birçok devrimcinin olduğu gibi Müslüm Üzülmez'in yolu da Diyarbakır 5. No'lu Cezaevi'nden geçer. 12 Eylül 1980 sonrasının en karanlık günlerinde cezaevinde yaşanan barbarlığı Müslüm Üzülmez;
"... Diyarbakır 5 Nolu zindan içinde zindandı. İşkence mühendisleri iyi bir eğitim almışlardı ve işlerini çok iyi biliyorlardı. Zorlamayla yapılan her şeyin insan ruhuna acı verdiğini ustalarından iyi öğrenmişlerdi. Fiziksel işkenceye eşdeğer oranda ruhlarımıza da işkence yapıyorlardı. Bedensel ve ruhsal acının bin bir çeşidi üzerimizde deneniyordu. Uygulamalar bir saat değil, bir gün değil, bir hafta değil, bir ay değil, gece gündüz sürekli, her an ve her yerde yapılıyordu. Cezaevinde duyulan her ses ve görülen her görüntü insan ruhunun derinliklerinde birikerek insanları ya teslimiyete ya da kinle, nefretle ve biraz da bilinçli olarak direnmeye hazırlıyordu. Kişiliği, inancı ve güveni zayıf olanlar çok çabuk pes ediyordu." diye özetliyor.
Yoldaş Koçero, bir solukta okuyabileceğimiz bir kitap.
Aklına ve ellerine sağlık Müslüm Üzülmez.
SUNU
düne takılıp kalmadım
dünü de hiç unutmadım
Geçmişte yaşadıklarımın bir kısmını belli zaman aralıklarında şiirlerimde, makalelerimde ve kitaplarımda değişik vesilelerle parça parça olsa da yazdım. Sonraları yazdıklarımın daha derli toplu bir bütünlük içinde yazılmasının daha iyi olacağını düşündüm. Zaten arkadaş sohbetlerinde de yazan çizen biri olarak anılarımı yazmam isteniyordu. Bende belli bir döneme tanıklık etmiş ve olayların içinde yaşamış biri olarak gençliğimi, umutlarımı, devrimci mücadeleye katılışımı, TKP'ye girişimi, soruşturmaları, işkenceleri, Diyarbakır Cezaevi'ni anlatmam gerektiğine inandığımdan Koçero'yu kaleme aldım. Hesapsız ve samimiyetle...
Koçero, parti ismimdir. Ve bu ismin kitaba denk düştüğünü düşündüm. Çünkü Koçero ismini çok sevmiştim. Bu nedenle hayat hikâyeme Koçero ismini verdim.
Kitapta kendimi, tanıdığım insanları, mekânları ve yaşadıklarımı fazla politikaya dalmadan, ama kırmadan-dökmeden, üstünü örtmeden, kimseyi övmeden ve yermeden kendi algılarıma göre mümkün olduğunca tarafsız kalmaya çalışarak yerel ya da lokal ölçekte komünistleri ve mücadelelerini anlatmaya çalıştım. Yazılanlara mikro anlamda bir tarih denemesi demekte mümkündür.
Bugün geçmişle ilgili bazı şeyleri söylemek çok kolay, ama dünü anlayabilmek ve değerlendire bilmek için resmin tümüne bakmak gerekir. İkincisi, geçmişte yaşanan her olayı, her gelişmeyi kendi döneminin özellikleri içinde ele alınmalıdır. Üçüncüsü, geçmiş anlatılırken hayatın yararına olacak şekilde eleştirici olunmalı ve geçmişin yontulması yerine objektif sunumu esas alınmalıdır.
Benim anlattıklarım doğal olarak hatırlayabildiklerimdir. Mümkün olduğunca maddi hata olmamasına dikkat ettim, ama yinede hataların var olacağını düşünüyorum. Çünkü aradan yıllar geçti. Birçok insanın ismini, olayı ve olayın geçtiği mekânı, olayın tanıklarını hatırlayamamam sübjektif niyetimden değil, hatırlayamayışımdandır. Bunu anlayışla karşılanacağını umuyorum. Övünmeye gelince, ben dâhil öyle fazla övünülecek ne şahıslar ve ne de yapılan işler var bana göre. Övülmesi gerekenler Mehmet Çakmak, Cuma Yeşil, Mehmet Aras, Mustafa Hayrullahoğlu (Deniz Yoldaş) gibi sadece ve sadece partileri ve düşünceleri uğruna yaşamlarını yitiren yoldaşlarımızdır, arkadaşlarımızdır.
Bizler çok önemli olayların içinde yer aldık. Tarihi yaşadık, tarihe tanıklık ettik. Yaşadıklarımız şimdi geçmişte kaldı ve belki eskidi. Ama ne olursa olsun geçmişi unutmamalıyız. Nietsche'nin de dediği gibi: "Geçmişe çevriliş, insanı geleceğe götürür. İnsanı yüreklendirir, bilinçlendirir, yaşama bağlı tutar. Umuda götürür".
Geçmiş kıymetli manevi bir güçtür, değerini bilelim.
Yoldaşça duygularımla selam, saygı ve sevgiler.
Müslüm Üzülmez
|