ÜÇ FIKRA

 

Bu hafta siyasi ve de tarihi derin konulara değinmek istemiyor canım. İçimden fıkra anlatmak geliyor. Okuduğum ve kendimce uyarladığım ikisi Mevlana'dan biri benden üç fıkrayı sizlerle paylaşmak istiyorum:

 

Kimya Kimya Dedikleri

Mevlana'ya sormuşlar:

"Acaba bu fani Dünya'da iyi bir insan, iyiden de iyi bir insan var mı?"

Mevlana:

-Bu Dünya'da iyiler, Arif kişiler vardır, hatta iyiden iyi olanlar da vardır. O, kimdir derseniz, ağzı sıkı Saliha Hatun'dur derim, demiş.

Dinleyenlerden biri:

-Nesi sıkı dersiniz Üstat, diye sormuş.

Mevlana:

-Ağzı sıkı dedim efendim, ağzı sıkı, diye yanıtlamış.

 

Dinleyenler tarafından aynı soru üç kez sorulmuş, üç kez de aynı yanıt alınmış. Soruyu soranlar biraz daha açıklık getirmek için:

-Ya peki ağzından başka yeri?.. diye sormuşlar.

Mevlana gülümseyerek:

-Sizi hınzırlar sizi, orasını hiç düşünmemiştim. O, kimya olur, kimya!.. demiş.

 

Aman!.. Kabağa Dikkat!

Bir Konakta, konağın Hanımı ve genç Halayığı (kadın hizmetçi) yaşamaktadır. Bu Halayık şehvetin çokluğundan, hırsının fazlalığından bir eşeği kendisine alıştırmıştır. Her gün ahıra iner, ahırı temizler ve sonra da otların üzerinde sırtüstü uzanır, kendisine zarar gelmesin diye eşeğin aleti içersine rahatça girebilecek şekilde oyulmuş bir bal kabağını bacakları arasına yerleştirir ve eşeği yularından çekerek üzerinde kabaktan geriye kalanla eşeğe kocalık görevi yaptırır.

Konağın hanımı yine bir gün Halayığı ahırı temizlemeye gönderir, Halayık gecikince meraklanır, ahıra yönelir. Ahırın kapısını açar. Kapıyı açınca da birde ne görsün, Halayık otların üzerinde sırtüstü yatmış, eşek de üzerinde kocalık görevi yapmakta. Hanımın içi geçer, sabırla oradan uzaklaşır. Halayık işini bitirince de yanına çağırıp kasabanın ta öte ucundaki bir konakta bulunan tanıdık hanımdan bir şey getirmesini ister. Halayık diğer konağa gitmek için yola çıkınca, kendisi de hemen ahıra iner:

-Sahibi benim, bakan besleyen benim, asıl bu iş benim hakkım, diyerek kendini otların üzerine atar. Halayığın pozisyonunu alır. Eşek fazla oyalanmadan kabaksız olarak içine dalar; Eşek, "oh be dünya varmış" daha diyemeden, rahim parçalanır, hanım öbür dünyayı boylar.

Halayık konağa dönünce feci manzarayla karşılaşır:

-Ah Hanımcığım ah! Beni izledin, ne halt ettiğimi ve eşeğin maslahatını gördün de, neden kabağı görmedin, diyerek dövünüp saçını başını yolmaya başlar. ( Mevlana'nın Mesnevi'sinden uyarlanmıştır. Cilt 5, s: 112-113. )

 

Musa İle Nisa

Arkeolog, antropolog, sosyolog ve kimyaologlardan oluşan kadınlı erkekli bir araştırma heyeti açık bir arazide tarihi bir araştırma için kamp kurarlar. Çadırlar açılır, sosyal üniteler kurulur, eşyalar yerleştirilir. Bu işler bitince ekibin bir bölümü arazide araştırmaya çıkar, bir kısmı da kampta kalır. Arazide araştırma yapanların görevi bitince, kampa dönerler.

Çadıra vardıklarında, çadır içinde bir kadın ve bir erkek araştırma görevlisi arasında geçen tarihi derinlikli ve dinsel imgeli edebi bir konuşmaya tanık olurlar. Kadın:

-Bu ne bir anlayalım?

-Musa'nın asası.

-Peki altındakiler?

-Kodesin kampanaları.

 

Erkek devreye girer:

-Ya bunlar ne, önce bunu anlayalım?

-Turinisa Tepeleri.

-Peki, ya buuu?

-Nisa'nın gölü.

-Ya etrafındakiler?

-Nisa'nın ormanı, sedir ağaçlı, kızılçamlı...

-Vay bee! Prevantoryum yapılacak yer, hem de göl manzaralı. Ama astımlılara iyi gelmez, nefesleri tıkanır zavallıların... fazla rutubetli, yapış yapış, baksana...

Kadın dayanamayıp:

-Bırak gevezeliği şimdi. Ay buluta girince, huyum batsın duramam. Musa alsın asasını eline, dalsın Nisa'nın gölüne, tırmansın Turinisa Tepelerine, tutuşsun Nisa'nın ormanları, çağlasın Kodesin kampanaları, duyursun yangını dağa taşa...

 

***

Prof. Dr. Şehmus Güzel 'in yeni bir kitabı daha yayınlandı: Remzi: Hayat Renk Işık .

Daha öncede yazdığım gibi, Ş. Güzel üretken bir yazarımız. Durmadan yazıyor ve yazdıklarını kitaplaştırıp kalıcılaştırıyor.

Remzi: Hayat Renk Işık kitabı Kürt Ressamı Remzi Raşa'nın hayatından kısa, ama ilginç kesitler sunuyor.

Ş. Güzel'in anlatımıyla: "Remzi Raşa, Yılmaz Güney'le 1982'de Paris'te tanıştı. Sonra epey arkadaşlık ettiler. Yılmaz'ın vefatına kadar. Remzi, 1965'de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından atıldı. Remzi Raşa ve ailesinin kökeni Raşolara dayanır. Raşolar, Hatay ve Halep bölgelerinde tanınan Kürt Ailelerindendir. Raşo ismi zamanla Reşa oldu. Remzi ise bir ara soyadını Raşa'ya çevirdi. Raşa soyadını benimsedi. Ve artık bu soyadla tanınıyor. Anne tarafı bugünkü Suriye sınırları içinde bulunan Kürt Dağı yöresindendir. Baba tarafı Urfa Kürteri'ndendir."

Kitap; yer yer Remzi Raşa'nın yaptığı resimlerin örnekleriyle süslenmiş olan "Bir Kürt çocuğunun, bir Kürt gencinin ne tür yokluklarla, ne tür engellemelerle boğuşarak ve bunu neredeyse doğalmış gibi üstlenerek bugünlere kadar gelmesinin öyküsüdür". Bulup okumanızı öneririm.

 

Not: Erganili hemşerilerim hangi türde ve neyle ilgili olursa olsun yayınladıkları kitapları eğer bana da gönderebilirlerse, yayınlanan kitabın tanıtımında katkım olur... diye düşünüyorum.

 

 

Ergani Haber Gazetesi
2.02.2007